
|
Birinci gündemli sempozyum toplantısı, 8 Kasım Perşembe günü Boğaziçi Üniversitesi’nde yapıldı. Toplam 26 kişi katıldı. Saat 11:00’de başlayan toplantının öncesinde, daha önce tanışmamış olan %52’ciler bulunduğu için yarım saat kadar çay içilip tanışma faslı yapıldı. Toplantıya katılanların bazılarının ellerinde önceden hazırladıkları notlar ve konuşmalarla geldiklerini görmek sevindirici oldu.
CtrlAltRebel: Bugün manifestonun bugüne kadarki katkılarını ve bundan sonra bu katkıyı artırmak adına neler yapabileceğimizi konuşacağız hep beraber. Öncelikle, nasıl bir çizgide konuşacağımızı belirleyelim. Ne diyorsunuz? sezgi: Bugüne kadarki durumu bir ele alalım. Değerlendirme yapalım. Ondan sonra da katkıyı artırma konusundaki fikirleri konuşup, gerekirse onları tek tek gündemleştirelim. karaa: Şu bugüne kadarki kısım çok da uzun olmasın ama. Yani bugünün organizasyonu sırasında falan bunları konuştuk zaman zaman. Anlamsız tekrarlar olmasın. Ekleme yapmak isteyen de yapar. sezgi: Tamam herhalde. Ben kısa bir giriş yapayım o zaman başka bir şey yoksa. Öncelikle, manifestonun %52’nin ilk adımı olduğunu tekrar hatırlayalım. “%52 nedir” kampanyasından sonra 5 Kasım’da merhaba manifestoyla verildi. Sonra da birkaç mücadele sayfası daha eklendi. Derginin ilk sayısı manifesto sayısı oldu. Bu sayı, İstanbul’da, Anadolu’da falan bir sürü şehre –ki toplamda 34 şehre- beşer-onar da olsa gitti. İnternette başlangıçta “%52 nedir”e yanıt olarak mücadele sayfaları verildi. Bunlar çeşitli yerlerde yayınlandı. Sadece gençlerden değil, hatta belirli oranlarda %52’lik olmayan kesimlerden daha çok sayıda olumlu tepki aldığı bile söylenebilir. Manifesto Mayıs ayında kitaplaştırıldı. Eh, artık kitaplı bir hareket olduk ki, bu da az şey değil! Ve geldik bugüne, üç gün önce doğum günümüzdü. heraklitin nehri: Şu açıdan da ele almalı: Bugüne dek çeşitli mücadele sayfalarına denk düşen konularda bir şeyler yapıldı. Ama önümüzde duran konular, yani mücadele sayfaları da var. Belki bilmediğimiz yerlerde bunlarla ilgili birileri bir şeyler yapmıştır, haberim yoktur, ama yine de bunların olduğu kesin. karaa: Bunu böyle parti programı gibi değerlendirmeyelim. Şunları yaptık, şunları yapmadık diye çentik atarak yürünmez. Bu işin ruhunda bunların birbirleriyle bağlantılı olduğu var zaten. Yani sen çocuk tacizine karşı bir şeyler yaptığında cinsiyetçilik hakkında da, gerontokrasi hakkında da bir şeyler yapmış oluyorsun aynı zamanda. Hatta o internetteki çocuk sömürüsüne karşı eylemde küreselleşmeye karşı da laf etmiş oluyorsun. Farklı değerlendirelim. sokak: Mesela sezgi manifestoya farklı yerlerden tepkiler geldiğini söyledi. Hâlâ geliyor mu bu? Benim gözlemlediğim sanki “%52” denince artık manifesto biraz geride kalıyor gibi. Bu doğru bir şey de olabilir tabii, ama yine de sıkıntılıymış gibi geldi bana. anark: Sıkıntılı denebilir. Manifestonun asla geride kalmaması gerek tabii. Ne de olsa sonra yapılan her şeyin bir anlamda kaynağı o. Yani, daha sonra bir şeyler yapan adamlar, eğer manifestoyu öne çıkarmazsa, bu başkalarının da önünü kapamak anlamına gelir bence. Yani sen gençlik mücadelesine yaklaşımı değiştirelim diye bir şeyle giriyorsun, %52 öyle farklı dinamiklerle ve konularla hareket ediyor ya da şöyle diyelim öyle hareket etme potansiyeli var ki, manifestoyu arka plana atarsan insanlar bağlantısını kurmakta zorlanır. kuzguni: Ama herkes oradaki her şeyi benimsemek zorunda değil ki. Sen manifestoyu bu kadar öne çıkarırsan, adam da der ki, kardeşim ben şurasını benimsemiyorum, o halde hiçbirisini yapmam. anark: Öyle diyenler mutlaka çıkacaktır ama bu, manifestoyu kutsal kitap gibi algılama zemininde bu şekilde oluşur. Açıkçası bugüne kadar manifesto ya da benzeri metinlerin hemen hepsi bu beklentiyi karşılama üzerine kurulu oldu. İnsanlar onlardan her şeyi beklediler, burada her şey lafını altını çizerek tekrarlayayım. Bizim de karşısında durduğumuz politik gelenek bir yandan da vaatlere dayandığı için yaşanıyor bu sorun. Formüle ederek söylersem, sen öncü olduğunu iddia edersen, arkandakiler de senden bir şeyler beklerler. İşte o beklentilere cevap vermeye çalışma ruh hali, hem arkada, izleyici olduğu söylenenleri deforme etti, hem de samimi bir şekilde bu yola girip kendini öncü addederek hayatının hatasını yapanları! Sonuçta da olan, adaletle, özgürlükle ilgili olan bu davalara olur. Beklenti içinde olmak, bu beklenti bir çoğunluk tarafından bir azınlığa dahi yöneltilse, bir iktidar formu doğuruyor. Bekleyen çoğunluğun iktidarı! Bu konuyu kafamızda kesinliğe kavuşturalım: Kitle ve İktidar isimli kitapta soru soranın iktidarından bahsediliyor, dikkat edin, biz bir örgütüz, insanlarla iletişime geçiyoruz ve onlar bize “peki şu ne olacak, bu ne olacak” diye sorular soruyor, bir beklenti içine giriyorlar. Bu iktidar aklıyla düşünmek demektir. İktidar aklıyla oluşturulmuş kaygılara cevap vermek zorunda olduğumuza inanmıyorum. Eğer manifestodan da bu beklenti oluşursa… Pardon, oluşabilir de, biz de tavrımızı bu beklentiye göre şekillendirmeye kalkışırsak büyük hata yaparız. Böyle reçetelerin tarihi çoktan geçti. Bu manifesto böyle bir reçete değil… sokak: Foucault’nun kitapları alet çantasıdır ya, belki bizim manifestonun kısa tarifi açısından kullanışlı olabilir… anark: Düşünülebilir. Ama ben alet çantasından farklı olarak, ya da öte olarak da denebilir, oraya Kropotkin’in karşılıklı yardımlaşmasını da yerleştirebilirim, ancak bunu o dönemin şartları içinde herkesin kendisini içinde bulduğu Aydınlanmacı akılcılık dahilinde değil, bir erdem olarak, bir etik ilke olarak yapabilirim. Sen burada her şeye çözüm bulamazsın, her şeye çözüm yaratabileceğin bir toprağa basarsın ayaklarını… Tabii istersen. Alillith: Bu, bu çağa dair bir manifestodur. Bu çağda üretilmiş tüketim toplumuyla onu üreten iktidarlarla yaşıt gerontokrasi arasındaki bağlantıyı da koyar ama ortaya. Bu bağlantı onları bir bütünün parçası yapar, ama ayrı gayrılıklarını da göz ardı etmez. Bu ne demek? Ben o kutsal kitap beklentisi diye tanımladığın şeye katılıyorum anark. Kutsal kitaplar – dinî kitaplardan bahsetmiyorum bunu diyerek – ne yapılacağını anlattıkları için, hatta emirler, yasaklar koydukları için, gidilecek yolları kesin hatlarıyla çizdikleri için hem kısıtlayıcı hem de rahatlatıcıdırlar. Ama oradan özgürlük çıkaramazsın. İktidar aklıyla çözüm üretmek kısıtlamak demektir, imkanları, ihtimalleri azaltmak demektir, eşsiz olanları birbirine benzetmek, ayrıntılardaki özgünlükleri yok etmek demektir. Bu manifesto bunların hiçbiri değil. Bu manifestoyu okuyarak kimse rahatlayamaz. İşte sorunların çözümü diye rahatlayarak söyleyemez. Aksine daha da rahatsız olur. Bu bir sürü yolla karşılaşınca kafası karıştığı için birini seçmesini emredeni bulunca rahatlayan birisiyle, önünde devasa bir özgürlük denizi açtığı için karanlığı ve kaosu kucaklayan insan arasındaki fark gibidir. Çok büyüktür yani. karaa: Hayır hayır, bunlar büyük laflar. İnsan altında ezilir bunun. Sen o karanlık ve kaosu, sene sonunda ÖSS’ye gireceği için bunalımlar geçiren insana açıklayamazsın. Ama orada ÖSS’yi reddettiğinde karşı karşıya kalacağını düşündüğü yıkımın çok daha azıyla karşılaşacağını bulabileceğini anlatabilirsin. İktidar sana aşamalar dayatır, önce okulunu bitir, sonra üniversiteni, sonra askerliğini, iş, evlilik, falan filan. Eğitim sana tek bir soruna odaklanıp onu hallettikten sonra bir diğerine geçebileceğini anlatır. Bu bir düşünme formatı, iktidar allem eder kallem eder, bu düşünme formatını sana dayatır. Ama hayat böyle midir? Hayır. Binlerce farklı yaşantı, deneyim, hayaller, hayal kırıklıkları, yani kapitalist dünya anlamında söylemiyorum, bunlar hayatında binlerce parçadır. Sen bu binlerce parçayı hissederek sen olursun. Olabilirsin yani, çünkü bugünkü düzende böyle bir şey pek mümkün değil, parçaları bütünlemekten ya da istediğin gibi kurgulamaktan çok paramparça olmaktan bahsedilebilir bugün. Bu manifestoda, kapitalizmin sadece senin başına gelmediğini görürsün, bu bir; ikincisi de, tek bir yerdeki görece küçük bir tetiklemenin dahi pek çok farklı değişikliğe yol açabileceği perspektifi var. Merkezî olmayan örgütlenme budur zaten. Yani öyle büyük bir kaos metaforuna gerek yok. Dondurup hepsini anlamaya çalışan hiçbir şey anlayamaz, çünkü sadece öğrenmek için geçireceğin zamanda bile daha önce öğrendiğin kısımlarda bir şeyler değişmiş olur. Burada bilgi artık değişiklik yapmanın ilk adımıdır ve asla her şeyin bilgisi olamaz. CtrlAltRebel: Sempozyumun üst başlığında “özgürlük ve hayalgücü hareketi kendini yaratmaya devam ediyor” diye bir ibare var. Bu, bitmediği anlamına gelir. Manifestoyu tersi yönde anlamalar, söylemlerimizi eylemlerimizden ayırma eğilimleri bir süre daha olacaktır belki. Önemli olan bunun gittikçe azalıyor olması bence. Alillith: Ben de tam o noktada, manifestonun etkisini, katkısını artırmak için şöyle bir şey yapabileceğimizi düşünüyorum: Bir takım kuralım, manifesto dergi ve kitabının nerelere ne kadar dağıtıldığını, oralarda nasıl bir etki yarattığını otursun araştırsın, incelesin, değerlendirsin. Dergiyi dağıtanlarla yeniden konuşsun. Ne de olsa, şu anda %52 anlamında geçen sene Aralık ayından daha geniş bir insan bağlantısı var. Belki açık bıraktığımız noktalar vardır. Onları dergiyle ya da kitapla tekrar değerlendirebiliriz. wall-art: Oturup bu kadar uzun süre alabilecek bir işle uğraşmaktansa, bence %52’nin yapacağı işlerin duyulması, manifestonun da duyulmasını sağlar. Yani manifestonun etkisini artırmak için manifestonun kendisine yoğunlaşmayalım, başka iş yapalım, manifesto da etkilenir bundan. Alillith: Ne manada diyorsun bunu? wall-art: Bence şu anda eylem yapmak daha önemli. Çünkü manifesto bir anlamda sözün bittiği yer gibi bir anlama da sahip. Yani lafımızı ettik, oraya koyduk, şimdi eylem zamanı. anark: Ya arkadaşlar, yapmayın böyle. Bakın geçen sene de her şeye böyle yaklaşmak bizi çok sıkıntıya soktu. Ayrıca CtrlAltRebel daha yeni söyledi buna karşı bir şeyi. Burada oturmuş manifesto konuşuyoruz, araya yine eylem soktunuz. Ne eylemi yapıyorsunuz, kimle yapıyorsunuz, nerede yapıyorsunuz? wall-art: Canım, geliştiririz bir şeyler. Bir fikir çıkar yani. %52’yi bugüne kadar farklı kılan, onun eylemleri değil mi? Koç taşağı, Beyazıt Meydanı’na at çıkarmak, başörtüsü… Bunlardan bir-iki tane daha yaptığımızda, manifesto da ilgi çeker. sokak: Anlamadım, bizim amacımız manifestonun ilgi çekmesi mi? Böyle bir şeye gerek yok bence. O manifestonun yaşaması, hayata geçirilmesi önemli, isterse hiç okunmasın! Yani eylemler de öyle halka ilişkiler cambazlığı değildir ki! wall-art: Tabii ki değildir de, ben manifesto üzerinden de söylüyorum. sokak: Hayır hayır. Ben asla kabul etmiyorum böyle bir şeyi. Öyle “mutlaka bir fikir çıkar”la geçiştirilemez bu. Yani hem manifestoyu konuşuyoruz, ne bileyim, çok gerekli olduğunu düşünmesem de Alillith’in takım kurma fikri daha alakalı olayla. %52’nin bu kısmı es geçilince, “eylem olsun da çamurdan olsun” tipleri çıkıyor ortaya. Ama yani hadi çamurdan bile olsa ne yapacağız? Sen sıraladın öyle şu eylem bu eylem diye de hangisinde ne kadar katkın var senin? Oraya bakmak lazım. İşte sen eylemleri öyle sıralarsan, diğeri de çıkar manifestonun şu maddesi bu maddesi diye sıralar. İşte manifesto, dergi falan der, geçer. Biz bunları değerlendirmek için de buluştuk burada. Geçen yıl, %52’nin birkaç işine dahil olup manifestonun m’sini okumamış adamlar dolaştı aramızda. Olur mu öyle şey? Yani iki fikrini sorsan ne çıkacak kim bilir ortaya. Burada bazı arkadaşlar biliyor, e-maille bir yazı geliyor, çocuk diyor ki, %52 çok iyi, çok güzel, bir önerim var, her yere Mustafa Kemal Atatürk yazılaması yapalım. Tabii, bunlar her zaman olabilecek şeyler, çocuk “iktidar” lafını okuyunca AKP sanıyor. “Hepimiz Ermeniyiz” deyince küfreden, başörtüsü eyleminden sonra alnımızdan öpüyor. Bu ezbercilik ve omurgasızlık bu topraklarda hep olur zaten. Ama senin doğrudan ilişki içinde olduğun adamda da bu olursa, orada adama değil, kendine küfretmen lazım! wall-art: E, eylem yapmayacak mıyız yani? Sırf oturup konuşacak mıyız? sokak: Arkadaşlar, nerede, ne zaman, neyle ilgili eylem yapacağız, ne söyleyeceğiz, kaç kişi, kaç paraya mal olacak, parayı nereden bulacağız?.. Burada hemen herkes de çok iyi biliyor ki, geçtiğimiz yıl bu konularla ilgilenen az adam oldu. Öyle olunca, insanlar çevrelerinde başka insanlar oluşunca onlarla manifesto gibi düşünce, felsefe meseleleri üzerinden az konuştular. %52’yi %52 yapan manifestodaki ruhudur. Geçen yıl bu konuya hak ettiği önemi vermediğimizi kabul edelim bir. (Bu kısımda kimin ne dediğinin tek tek anlaşılmadığı bir diyalog dönüyor.) Alillith: Tamam, ben belki gerekli olur diye şöyle bir gündem hazırlamıştım. Şu andaki tartışmadan anladığım kadarıyla da gerekli olacak. Bu konuyu, manifestonun yaratılması ve sonrasında değerlendirilmesi bakımından şu açık verilerle ele alalım. TOPLANTININ BU KISMI KATILIMCILARIN İSTEĞİYLE YAYINLANMAYACAK. Core: Şimdi, %52, sol örgütlerde ya da sistemde, şirketlerde falan görülen işbölümü esasına göre kurulu değil, değil mi? Hatta öyle merkezli, güya büyük örgütlerin tersine, insanların kendi yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekleri ve kendi yaşadıkları yerler üzerinden mücadele etmesine dayanıyor. Bu, bildiğimiz bir şey. Ama bu bildiğimiz şeyi hayata geçirirken şurasını kaçırmamamız gerekiyor: bu durumda buradaki herkesin bir örgütmüş gibi hareket etmesi gerek. Bu da kafamıza göre takılalım demek değil, -aslında öyle de demek ya, konumuz bu değil!- bir örgüt fikrini yazar, konuşur, eylem yapar, örgütler, ne bileyim, çeşit çeşit şekilde ortaya koymaya çalışır. Bırakalım, “eylem yok mu eylem” tarzı adamlar da olsun, ama bu işin böyle yürümeyeceğini biz bilelim. Zaten ben, %52’nin enteresan yönünü ortaya koyabilecek eylemleri bulabilecek adamların manifestoyu mutlaka çok iyi değerlendirebileceğini düşünüyorum. Yani yazı yazma konusunda becerikli olmasa bile fikir olarak katkıda bulunabilir. Alillith: Bu belki de sonraki toplantılardan birinin konusu ama hepimiz manifestoya bir şey yazamasak bile, bir dergimiz var, onun daha zengin çıkmasını sağlayabiliriz. anark: İnternet var. Oraya sürekli yazı yazılabilir. karaa: Bir sıkıntı da bu. Mesela şu son iki söylenen şey, hepimizin bildiği bir konu, ama dönüp dolaşıp yapılabilir, edilebilire geliyoruz. Bence somutta bir şeye yürüyelim. anark: Doğru doğru. Hazır ikinci senemize girmişken bir yenilik iyi olabilir, ben, internet sitesinin görsel anlamda yenilenmesi ve bugün manifestoyu konuştuğumuz için de manifestonun sitede daha da görünür hale getirilmesi için çalışabilirim. Yani çalışırım. Hatta bir ekip kursak… destabl: Bence sen çalış bu konu üzerine. Ekip noktasında da istekli olanlarla toplantıdan sonra ufak bir değerlendirme yapın. Olur mu? Sembolik-itham: Şu anda manifestoya en büyük katkı, ona yeni mücadele sayfaları ekleyerek olur. Hem manifestoyu “tamamlanmamış” olarak tanımladık. Ayrıca, geçtiğimiz yıldan bugüne dünyada, burada yaşanan bir dolu şey oldu. Geçtiğimiz yıl pek çok şey yaptık, ama sanırım daha iyi bir çalışma da yürütebilirdik. Örneğin daha çok yazılı malzeme üretebilirdik. İnternet noktasında, dergi noktasında, bildiriler noktasında. Çok arkadaşımız girmedi bu konulara. Girmeyince de burada da rastladığımız uzun uzadıya tartışmalar oluyor. anark: Evet, o tartışmalar oluyor da, yeni mücadele sayfalarından devam edelim… Sanırım bir-iki deneme yapıldı, değil mi? Yapan arkadaşlar burada mı? episteme: Biri. Üç deneme yapıldı da diğerleri gelmediler bugün. Alillith: Vay, sen yazı mı yazdın? (Gülüşmeler) anark: Onları bir daha elden geçirmemiz iyi olabilir. Yeni farklı konuları değerlendirmeliyiz. Yani bu konu da “mücadele sayfası yazmak lazım”da kilitlenip kalmasın da… Şimdi o konularla birlikte, başka yeni önerileri tartışıp karara bağlayalım. TOPLANTININ BU KISMI KATILIMCILARIN İSTEĞİYLE YAYINLANMAYACAK. anark: Sonuç koyalım ortaya. İnternet, yeni mücadele sayfaları ve dağıtım konusunu elden geçirme. Bu sonuncusunun çok da önemli olduğunu düşünmüyorum, ama derginin de içinde olduğu gündemle toplanacaklara bir katkısı olur belki burasının. heraklitin nehri: En önemli sonuçlardan biri de, burada manifesto deyince bir metnin anlaşılmaması, bir mücadelenin çapını, özgünlüğünü, felsefesini, hatta stratejisini ortaya koyan bir şeyin elimizde olduğu. Bu olmadığı zaman, manifestoda ele alınan konulara böylesi farklı açılardan yaklaşma konusunda eksik kalacaktık. Bizim orada solcular bile bu işlere girmeye başladılar, etkilendiler yani, ama %52’nin kendi varoluşu ve ilişkileri konusunda bizim daha çok çalışmamız gerekiyor. %52’ye inanan insanlar, bunun bir ayaklanma projesinin manifestosu olduğunun farkındalar. Ne basitçe bir teorik metin, ne de olmasa da olur tarzı bir fazlalık.
|