
Bir yılı geride bırakan %52’nin özgürlük mücadelesinin 2. yılına girerken, bugünden geleceğe adım atmak, özgürlük ve hayalgücü hareketimizi yaratmaya devam etmek için buluşuyoruz. Her yürek bir örgüt diyenler, yüreklerini buluşturuyor. İktidarlar meclislerinde, partilerinde, karargâhlarında,
devlet dairelerinde, şirket kapılarının ardında hayatlarımızı gasp etmek için
konuşurken… Geçtiğimiz bir yıldan bugüne biriktirmelerimizi önümüzdeki yılda adımlarımızı daha güçlü atmak için değerlendireceğiz. Zalimlere, katillere, gaspçılara, iktidarlara karşı özgürlük tutkumuza ve hayalgücümüze güvenerek yürümeye ve ayaklanmaya devam etmek için eksiğimizi tamamlayacak, fazlamızı artıracağız, yapabildiklerimizi renklendirerek çoğaltacak, yapamadıklarımızı önümüze koyup kafa patlatacağız. Bir senelik mücadele sonrasında sorunlarımızı ve başarılarımızı en ince ayrıntısına kadar konuşup, önümüzdeki yılda mücadelemizi yaratacağız. Hayat bir kâbus değil. Ama iktidarlar her bir günü karabasana çevirmek için ellerinden, paralarından, ordularından, medyalarından gelen her şeyi yapıyorlar. Öyleyse… Haydi! İktidarların kâbusu ve insanoğlunun en güzel rüyası özgürlük için! Bir adım attık, bir adım daha: Yürümeye devam ediyoruz! SEMPOZYUM%52 GÜNDEMLERİ
%52, yaklaşık bir ay süren “%52 Nedir” kampanyasının ardından, ilk adımını 5 Kasım 2006’da %52 Öfkenin Manifestosu’nu açıklayarak attı. Manifestonun, ele aldığı mücadele sayfalarında getirmeye çalıştığı perspektiflerle, gençlik mücadelesi tarzını da değiştirmek iddiası taşıyan %52’den doğru yaratılacak varoluşların canlı bir ilham kaynağı olduğunu düşünüyoruz. Özellikle Kasım 2006’dan sonraki aylarda manifestoya sadece gençlerden değil, çok çeşitli kesimlerden tepkiler geldi. Manifesto Mayıs ayında kitaplaştırıldı. Tüm iktidarlara karşı ve özgürlükten yana girişilecek çabalara, hayata ve dünyaya “dört köşeli çerçeve” değil, sürekli yaratılmakta olan perspektifler verme çabası olarak manifesto %52’nin önemli eylemlerinden biri ve özgürlük mirasına anlamlı bir katkı olarak değerlendirilebilir. Sempozyumun bu gündeminde, darkafalı “teori-pratik” ayrımlarını dağıtan bir varoluş perspektifinde Öfkenin Manifestosu’nun önümüzdeki dönemde özgürlük mücadelesine katkılarını artırmak için konuşacağız. “Tamamlanmamış” manifestoya yeni mücadele sayfaları katma noktasında ayrıntıları ele alacağız.
Bir gençlik mücadelesi olarak %52, “eylem” algılayışını da değiştirme iddiasıyla da yola çıkan bir hareket. Bu konuda önemli adımları attığına da şüphe yok, ancak bir yandan da, %52 salt bir eylem topluluğu da değil, olmamalı. Bu başlıkta öncelikle %52’nin salt bir eylem topluluğu olarak algılanıp algılanmadığını tartışacak, daha sonra da %52’nin varoluşunun çok çeşitli imkânlarını artırma yollarımızı değerlendireceğiz. Sosyal devrim perspektifli bir ayaklanma projesi olarak %52 açısından eylem, özgürlükten ve hayattan yana tüm bir varoluştur ve bu nedenle 24 saati kapsar. %52’nin çeşitli tek tek eylemlerinin ses getirdiğini ve pek çok insanın %52’yle tanışmasına vesile olduğunu biliyoruz. Bu tanışmaları bir hayalgücü buluşmasına doğru geliştirecek bir örneklemeyi %52 eylemli varoluşunda hakkıyla yaratabildi mi? Geçtiğimiz yıldaki başarı ve başarısızlıklarımızı değerlendirip önümüzdeki dönemde varoluşsal imkânlarımıza kafa yoracağız. Çünkü %52, hiçbir şeyin tekrarı olmadığı gibi, kendisinin de tekrarı olmamalıdır. “%52’nin bir sonraki eylemi ne olacak?” meraklı bekleyişlerini tatmin etmek değil, %52’nin eylemlerini de yaratacak bir varoluşun potansiyellerini artırmaktır meselemiz.
Başlangıcından itibaren %52 internet üzerinde etkililiği küçümsenemez bir proje oldu. Sadece sesini duyurması açısından değil, sanal âlemi doğrudan bir kampanya eylem alanı olarak değerlendirme ve ayrıca %52’nin gerçek varoluş örneklemelerinin başka çabalara da ilham olabilmesi açısından da etkili bir yer oldu. Ancak aynı zamanda, bu topraklarda internet kullanımı alışkanlıklarının da belirlediği kolaycı ve tüketici kaypaklığın da sıkıntısını çekti. Öte yandan köşe yazarlarından televizyon programlarına kadar medyanın çeşitli alanlarında geçen bahsi (ki suiistimale önlem olarak karşılıksız bırakılmış yüz kadar röportaj talebine rağmen) %52’nin pek çok yerde bilinen bir proje olmasına vesile oldu. %52’nin dayanışmasıyla dağıtılan %52 ÖFKE dergisi, az baskılı ve çok özenli dağıtımına rağmen bu topraklarda pek çok yere ulaştı. Bununla birlikte, dergiyi dağıtmak ve siteye girmek konusunda hevesli dostlarımızın, bunların yaratılma süreçlerinde katkılarının yeterli oranda olup olmadığını düzgün bir şekilde değerlendirmeliyiz. Ve bütün bunların yanında %52’nin belkemiği olan, gerçek, canlı, yüz yüze ilişkilerde ve örnekleyerek derdimizi anlatabilmek… işte tüm bu noktalarda geçtiğimiz bir yılın etkilerini değerlendirecek ve 2. yılımızda (özellikle yüz yüze ilişki kısmına önem vererek) biriktirmelerimizi nasıl artırabileceğimizi konuşacağız.
Bu topraklarda çokça bulunan merkezî-hiyerarşik itaatkâr aygıtların ötesinde, %52, sürekli yaratılan bir mücadele olarak örgütlenme perspektifinde başarılı ve başarısız yönlerini iyice tartışmalı. Özgürlükten ve hayattan yana %52’nin yanında atan yürekler, öfkenin dayanışması olarak %52 örgütlerine ne kadar dönüştürülebildi? Geçtiğimiz bir yıl içerisinde, bıktırıcı bir tekrar olan aygıtlaşmalardan ayrı olarak hakiki bir örgüt algılayışını oluşturmak konusunda köklü adımlarımızı manifestodan başlayarak atmakla birlikte, bu algılama değişikliğini hayatla ne kadar buluşturabildik? İlk adımlarımızı attığımız İstanbul’dan başlayarak, şu anda bu topraklardaki pek çok kentin duvarlarında %52 yazıyor, bunları gelip geçici boyaların ötesinde, sürekli bir varoluşun imzaları haline getirmek için attığımız adımları ve ayaklarımızın gitmediği en geniş ve en derin yerleri iyice değerlendireceğiz. Aslında bu başlıktaki değerlendirmelerimiz, diğer tüm başlıkları da kapsayan kilit bir açıda duruyor. Başını belaya sokmaya niyetli olanlar için ideal bir proje olan %52 mücadelesinde elini taşın altına sokmaya niyetli olanlar bu başlıktaki değerlendirmede aktif olmalı. Geçtiğimiz yılın eksikliklerinin ötesinde, biriktirmelerimizi ve potansiyellerimizi ele alıp bunları iktidarların karşısında büyüyen bir varoluşa dönüştürmenin zeminini yaratmak zamanıdır.
%52, “gençlik mücadelesi”ni öğrenci gençliğin –özellikle de üniversitelilerin– üç-dört yıllık doldur-boşalt geçiciliğine hapseden kısırdöngünün dışında olma iddiasını hep taşıdı, hâlâ da taşıyor. Mücadeleyi elitleştiren ve daraltan öğrenci karakterini ne kadar parçalayabildik ve hatta “öğrenci gençlik” kesiminde “öğrenci” kimliğini kırıp bir genç olarak mücadele etmelere ne kadar yol açabildik? %52, öğrenci-dışı kesimde de yankısını sıkça buldu, ama varoluşunu yaratmakta sıkıntılar çektiği de açık. Önümüzdeki yılı, beyni uzun eğitim törpülemesinden geçmemiş ve iktidarların en ölümcül saldırılarıyla karşı karşıya kalan gençlik kesiminde varoluş açısından değerlendirmek mücadelenin hakkıyla verilebilmesi için çok önemli bir noktada duruyor.
Devletli-partili-şirketli iktidarlar 17 yaşındaki bir genç tetikçiye Hrant Dink’i (“bir Ermeniyi”) vurdurttular… Ve bugün, kendisinden olmayanı linç etmek için salyalar akıtan kitleler sokaklarda bitiveriyor. İktidarların hiçbir gelecek veremediği ve kendisi için açık bir tehdit olan %52’lik kesim, “bizden olmayan” diye damgalanan “düşman”a yönlendiriliyor ve hayatın boğuntuya getirildiği bu çarpıştırmada iktidarlar kazanıyor. Savaş, ölüm, kanla yıkanan toprak, silah, tabut – aylardır bunlardan başka ne gördük? Ve işte tam bu noktada bir %52 var. Özgürlük mücadelesinin hayatta kalma çabasıyla da örtüştüğü bugünden geleceğe doğru, özgürlüğü ve hayatı, yaşadığımız ve mücadele verdiğimiz yerlerde de yaratarak, iktidar saldırılarını engelleme imkânlarımızı konuşacağız. “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır (ayrıntıdır)” diyerek, genç katilleri ve ölümleri teferruat kabilinden önemsizleştirenlere karşı, en derin teferruatlardan (hayatlarımızdan) başlayarak mücadeleyi büyütmenin yollarına kafa yoracağız.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|